Bina Otomasyon Sistemin’de Elektronik Güvenlik

UTC Elektronik Güvenlik Sistemleri Entegrasyonunda tanınmış firmalardan biridir.

Elektronik Güvenlik alanında faliyet gösteren Kekova’da “Proje Yöneticisi” olarak görev alıyorum. Karşılaştığım, yönettiğim veya şartname aşamasına danışmanlık yaptığım bir çok projenin ortak yanlarından biri Elektronik Güvenlik kapsamında işlenen konuların çok hafif ve önemsiz olarak alıgılanması ve genellikle bir UPS fiyatı ile kıyaslanması olmuştur. Bunun sebebi biraz bulunduğumuz coğrafi konumdan, biraz da standartlardan dolayıdır. Şöyle ki; Standartlar genel çerçeveyi verirken, insiyatifi de içinde barındırıyor. Bu kısım bakış açısıyla farklı görüşlere sahip olunabilecek bir alandır. Bir çok Platform’da Entegrasyonun öneminden elimden geldiğince değinmeye çalışıyorum. Fakat, Tasarım konusunda uzmanlaşmış firmaların kesinlikle gündemi takip etmeleri gerektiğini ve LEED, Uptime Enstitüsü gibi kurumlarında bu konulardaki standartlarını daha da artırmalarını diliyorum.

Neden LEED ve Uptime Enstitüsünü baz aldım? Çünkü, Bina Otomasyon sistemine ait herşey, bu tesislerde bire bir olarak yer almaktadır.

Bina Otomasyon sistemlerinin ölçeneklenebilir olarak katma değerinin fark edildiği en iyi tasarımların Data Center projeleri olduğunu düşünüyorum.

Gelelim Elektronik Güvenlik konusu ve az önce bahsettiğim sertifikasyonları sırasıyla inceleyelim.

Örneğin, LEED(Enerji ve Çevre Dostu Tasarımında Liderlik) Sertifikasyonunu V4’ü ele alalım.

Sürdürülebilir Araziler, Su Verimliliği, Enerji ve Atmosfer, Malzeme ve Kaynaklar, Yerleşim ve Ulaşım, İç Mekan Kalitesi, İnovasyon, Bölgesel Öncelik Kredileri” gibi ana başlıklarda inceleniyor.

Elektronik Güvenlik konusu ise, Malzeme ve Kaynaklar, İç Mekan Kalitesi başlığı altına girebiliyor. Fakat, bu başlıkların puanlamasında çok az bir yer tuttuğu için Türkiye’deki değeri maalesef tahmin edeceğiniz gibi çok önem arz etmiyor.

Kısaca, LEED Elektronik Güvenlik ekipmanlarının Karbon salınım tarafıyla ilgileniyor, zaten daha fazla da bir şey beklemek abartı olurdu.

Ancak, tüm binanın sistemi içerisinde LEED puanlamasında Elektronik Güvenlik ekipmanları 1-4 puan arasında bir değer olduğunu ve bir çok LEED uzmanı tarafından sadece ürünün sahaya gelmesinden itibaren artık madde üretmiyorsa LEED kapsamında değil diyerek konunun başlamadan bittiği yerdeyiz. Bir de kullanılan malzemeler geri dönüşümden gelen ürünler ise iyi puan alıyor diye de söz edilir.

AssaAbloy, Amerika Birleşik Devletleri Yeşil Bina Konseyi (USGBC)’ni yani LEED faktörlerini takip ederek ürünlerinde ve Binaların Sürdürülebilirliğininin Elektronik Güvenliğinde enerji tasarrufu ve yaşam döngüsü konularında eğitimler veriyor. Sizlerin huzurunda AssaAbloy’u tebrik ediyor ve bu düşünceyle diğer Elektronik Güvenlik sektöründeki üretici firmalarında bu konudaki çalışmalara önem verip desteklemesini arzu ettiğimi sizlerle paylaşmak istiyorum.

Green Trade | Yeşil Ticaret
Green Trade | Yeşil Ticaret

Tüketiciler kadar üreticilerin payına daha çok iş düşsede arz -talep dengesinde yatırımcıların Ticaret’i bile Yeşil Ticaret altında yapmasını diliyorum. Buradan bir espiri doğabilir, doların Rengi(yeşil) gibi, ancak amacım artan gümrük ve denetleme işlemlerinde çevreye duyarlı , zarar vermeyen ürünlerin ticaretinin yapılmasıdır. Ancak, çalışmalar yeterli değildir. Dünya üzerinde artan yan sanayi, yedek parça ticareti azımsanmayacak kadar çoktur, buradaki kontrol ise maalesef yok denecek kadar azdır.

Bir diğer taraf ise Uptime Enstitüsü’dür. Son yıllarda ivme kazanarak artan Data Center furyasında Ülkemizde çok güzel değerler kazanmış, bu konuda uluslararası platformlarda teknoloji konusunda bizi temsil eden bir çok Veri Merkezimiz bulunuyor.

Uptime Enstitüsü, DataCenter Sertifikasyonunu Operasyonel Sürdürülebilirlik, Tasarım ve Tesis gibi 3 başlıkta toplanmaktadır.

Türkiye’de yapılmış olan ve şu anda tasarımı devam eden bir çok Veri Merkezin’de ortak bir problem olduğunu düşünüyorum. Milyonlarca lira değerinde yatırım yapılıyor, Uptime’dan sertifikasyon alınıyor fakat, Bina’da bulunan, bina otomasyon sistemlerinin merkezi olan Sistem Odaları çok zayıf olduğunu düşünüyorum. Örneğin, Beşyüz metre kare alanındaki beyaz alan(White Space), Novec 1230 söndürme, yükseltilmiş döşeme altından soğutma sistemleri varken, Bina’nın kalbi Otomasyon sistemlerinin yer aldığı sistem odalarında Sulu söndürme sistemi bulunuyor. Neredeyse binaların en zayıf noktaları, ve tehlikeye davetiye çıkartma niteliğinde olduğunu düşünüyorum. Ancak, bundan kimsenin şikayeti yok. Nedeni ise, bu duruma Uptime Enstitüsü tarafından bakılmıyor. Şöyle der isek sanırım yanlış olmaz, “Sınavda çıkmayacak diye kimse çalışmıyor”. Böylece en zayıf halka Bina Otomasyon Sistemlerinin çalıştığı sistem odası ve dolayısıyla Elektronik Güvenlik Sistemlerine ait kısım oluyor.

Uptime Enstitüsü şöyle bir yol izliyor;

  • Elektrik enerjisi yedekli mi? Evet.
  • Soğutma Yedekli mi? Evet
  • Bu sistem Operasyonel olarak bir döngü içerisinde mi? Evet

O zaman “Harika!” diyor.

Şimdi masanın diğer tarafına geçip bir de oradan bakalım.

Efendim, Bina Otomasyon Sisteminde Kamera sistemi çökerse ne olur? Bina’nın beş duyusundan biri gider, gözlerimiz görmez.

Binanın Erişim Kontrol Sistemi gitse ne olur? Dokunamayız ve hissedemeyiz. Ama kapılar Elektrik varken kilitli olacağı için güvenliğimiz hala tam. Şimdilik!

Yangın Algılama ve Alarm Sistemi çökerse ne olur? Koku alamayız. Senaryolar devreye girdiği an, elektrik olsa bile kapılar boşa düşer ve güvenliğimiz zarar görebilir veya yanlış bir tetikten dolayı senaryo devreye girer ve maddi hasar ortaya çıkabilir.

Bu maddi hasarın iki biçimi var. Marka değerinin zarar görmesi ve ödenmesi gereken faturalar.

Kısaca bütün bu sistemler gitse bile, bina hala çalışmaya devam ediyor.

Unutmadan şu konuya değinelim. NFPA ve EN54 normlarına göre Yangın Panellerinin Yedekli yapıda olması gerekiyor.

Burada Uptime Enstitüsü’nün baktığı açıyı yakaladığımızı düşünüyorum. Hal böyle olunca, Elektronik Güvenlik konusunda bütçenin en dibi kalıyor.

İncelememize devam edelim.

Bir diğer konu ise, Entegrasyon; hala bu konuda farkındalık maalesef yeterli seviyelerde değil.

Elektronik Güvenlik Sistemi almak istiyorsunuz. Tasarım için bir firma ile anlaşıp, tasarımı ve şartnameyi hazırlatıyorsunuz. Fakat, Şartnamede sadece BMS yer alıyor, yani ön planda BMS var. Bu kısımda LEED ve Uptime Enstitüsü tarafından baz alınan bir bilgi arayüzü olduğu için tam bu kısımda tahmin edeceğiniz gibi yine tüm dikkatler buradadır.

Elektronik güvenlik tarafı ise,

  • Kapalı Devre IP Kamera(CCTV); ayrı bir sistem,
  • Erişim Kontrol; ayrı bir sistem,
  • Yangın Algılama ve Alarm; ayrı bir sistem,
  • Sesli Tahliye ve Müzik Yayın; ayrı bir sistem,
  • Intercom; ayrı bir sistem,
  • Data ve Network; ayrı bir sistem,
  • Fiziki,Çevre ve Çit Güvenlik; ayrı bir sistemdir.
Integration Made Easy | Entegrasyon işleri kolaylaştırır.

Kimse, -eğer müşteri talep etmediyse- yukarıda yer alan tüm başlıkları entegre edelim, sanallaştıralım, yedekliliği ve enerji tasarrufunu göz önünde bulunduralım demediği gibi, Yönetimi ve izlenmesi kolay tek bir arayüz ve seçenekli bir yapı sunan entegrasyonu bunun birlikte gelecek olan kullanıcı dostu arayüzü SSO(Single Sign On), LDAP vb. gibi özellikleride barındıran sistemleri kullanalım demiyor.

Belki bu satırları okurken şunu düşünebilirsiniz; Bu sistemleri kullanırsak ne olur kullanmazsak ne olur?

Eğer kullanırsak, Binaların Operasyon yönetimi ile sorumlu kişiler, sadece işlerine odaklanabilirler.

Entegre sistemler, kazandırdığı iş gücü ve enerji verimliliği sayesinde kısa ve uzun vadede sağladığı katma değerleri arasında angaryaya kaçmayan iş yükü, pozitif bir çalışan profiline sahip olma ve azalan bakım masraflarınıda ekleyince gerçek sürdürülebilirlik seviyesine ulaşmış olacaktır.

Eğer kullanmazsak, zamanla yerine getirelemeyen süreçler, sürekli en kısa yol arayışında olan çalışan ve ziyaretçi kitleleri, atlanan prosedürler, artan iş gücü ve zaman kayıpları, negatif çalışan profili, kısa ve uzun vadede fazlasıyla biriken bakım maliyetleri ve enerji sarfiyatı da tuzu biberi olarak önünüzde kekremsi bir tat bırakacaktır. Tabi bizim gibi gelişmekte olan ülkelerin en büyük sorunu kaynak ve vizyondur. Eskiden Küresel pazara ulaşamaz, kapımıza gelen ürünlerle yetinirken, şimdi internet sayesinde Dünya’nın bir çok yerinden bilgilere anında veya çok kısa gecikmelerle ulaşabiliyoruz. Dolayısıyla, artık görmedim, bilmiyorum, duymadım ya da burada böyle ürünler, imkanlar yok bahanesini kullanamayız.

Kamu kurumları bu konuları yavaş yavaş aşıyor, tazelenen kademeler, kendini geliştiren genç ve dinamik kuşaklar, geleneksel ama yenilenmeyi karakter edinmiş tecrübeli ve idalist kuşaklar yerlerini aldı ve almaya da devam ediyor.

Özel Sektörde, yurt dışı kaynaklı çoğu tasarım firmaları, maalesef kamu tarafındaki o bürokrasi evrak okyanusuna girmeyi tercih etmiyor. Haksızda değiller! Bu durum, teknolojinin ulaşabilirliğine engel olabiliyor.

Düşük maliyet odaklı özel sektör, herşeyin ucuzunu ve kalitelisi mantığı ile üreticilerin en düşük ve en eski ürünlerini almaya devam ediyor. Bazı entegratörlerde en yeni ürünleri düşük kar oranlarıyla özel sektörde konumlandırarak, vizyon sahibi olduklarını ve geleceğe yatırım yaparak, şimdi değil ama ileride daha iyi kazançlar sağlamak üzerine kurulu bir düzenleri var.

Earth Pledge | Rehin Toprak

2015 yılında Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı’n da Paris Anlaşması’nın imzalandığını düşününce daha gidecek çok yolumuz olduğunu, ve kurumlar olarak yönümüzü enerji verimliliğine, Karbon Monoksit salınımının azalmasına doğru çevirmemiz gerektiğini düşünüyor. Bunun içinde Yeşil IT, Yeşil Tasarımları tercih etmeye çalışarak, geleceği düşünerek hareket etmemizin önemini bir kez daha urgulamak istiyorum.

Sonuç olarak, değerli zamanınız için size teşekkür ediyor. Daima geleceğe yatırım yapmayı öneriyorum. Aynı işi yarı maliyetle değil belki ama, daha çok tasarruf sağlayan, üretiminden kullanıma kadar uzanan süreçte çevreye daha duyarlı ürünleri seçerek, gerçek birer otomasyona dayalı sistemler kurabilir, aynı zamanda kendini amorti eden sistemlere sahip olabiliriz.

Entegrasyon, her işi bir sistemin yapması değil, bir çok sistemin birbiriyle kolaylıkla haberleşmesi bilgi alıp vermesi ve bunun yanı sıra ihtiyacımız olan bilgileri bize kolayca sunması, girdiğimiz bilgileri kolayca işlemesi yani yönetilmesine ve izlenilmesine olanak sağlar. Doğru seçimlerle marka bağımsız sistemler de kurulabilir.

Böylelikle Bina Otomasyonları, binaların ilk günlerinde kurulduğu ve yazılmış kuralların veya prosedürlerin bina ömrü boyunca sürdürülebilir sistemlerin sağlanabilir olacağını düşünüyorum.

Kaynaklar:

  1. http://www.usgbc.org/
  2. http://www.assaabloydss.com/en/local/dss/sustainability/sustainability-continuing-education-course/
  3. https://uptimeinstitute.com/certificationterms
  4. http://www.theguardian.com/
  5. http://www.mimtarch.com/docs/201104_LEED-1.pdf

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.